11 Mart 2010 Perşembe

Finale Gidiyoruz...


Geçen sene Roma'nın tadını aldıktan sonra Tuncay'la karar vermiştik. Allah sağlık,para ve zaman verdiği sürece bu dünyanın en önemli organizasyonlardan biri olan büyük festival gününe her sene katılalım dedik.

Barnebeu dünyanın en ihtişamlı stadyumlarından biri. Burayı da görürsek görmediklerimiz listesinde Guisepe Meazza kalıyor sadece... O da bir haftasonu seyahatine bakar...

Madrid 22 mayıs 2010'u daha Roma Olimpiyat Stadyum çıkışı aklımızın bir kenarına yazdık. Yılbaşından beri çekiliş tarihini beklerken pazar günü Tuncay'ın 'yarın çekiliş başlıyor' haberiyle bizimle gelmek isteyen birçok arkadaşa pazartesi harekete geçme vakti olduğunu bildirdik.

11.000 biletten bize çıkacak mı stresini yaşarken NtvSpor'dan arkadaşımız Loran bize müjdeli haberi verdi ve Real Madrid kulübünden bilet ayarladığını hemen para göndermemiz gerektiğini söyledi. Biletler biraz pahalı ama bekleme stresi çekilmez dedik ve işi bitirdik.
Hemen heyecanı başladı. Barcelona ve çevresini görmüş İspanya'yı sevmiş biri olarak çok fazla birşey olmadığı söylenen Madrid'i gezmek için de güzel bir fırsat. Maçtan ertesi gün de büyük ihtimal araba kiralanıp Valencia turu yapılır.

Barcelona finale çıksa da olaya bir de siyasi bir boyut katılsa, biz de bunun şahidi olsak...

Başvurduğumuz onlarca biletten bakalım kaçı çıkacak. Altı kişinin bileti hazır ama gelmek isteyen bir o kadar insan var...

Mayıs... Çabuk gel...


Aşksa- Mazhar Alanson


Gündüz vakti kuzen Hüma'dan alınan bir mesajla Mazhar Bey'in yeni şarkısının çıktığını öğrendim. İşte vakit olmadı ama bir saattir yirminci tekrarını dinliyorumdur herhalde...

AŞKSA

Yanına gelmesem
Sesini duymasam
Sana dokunmasam
Bu aşk olur mu?

Yüzüne bakmasam
Elini tutmasam
Sana sarılmasam
Bu aşk olur mu?

Gittin de ne oldu...
Beni unuttun mu?
Aşk...
Eğer bunun adı aşksa...
Sen benden ya bambaşkaysan bambaşka

Mahsun mahsun oturma yatağında
Mükemmel bir yaştasın
Bana bağlanma

Şimdi sözüm var
Kendi kendime
Namusumla
Yalan yok yeminle

Seni üzmeden
Sana söz versem
Pişmanım desem
Bu aşk olur mu?

Buldun da ne oldu
Tuttun yok oldu
Sen
Her zaman beni bağışladın
Sevdin özledin hatta alkışladın
Aşk
Eğer bunun adı aşksa
Sen benden ya bambaşkaysan bambaşka


Biricik hanımı biraz üzmüş galiba... Sonra da oturmuş yazmış bu satırları... İyi ki üzmüş... İyi ki üzülmüş...

Tarafsızca eleştiri yapamıyorum bu abimin şarkılarına. Beğenmediğinizi de söylemeyin bana sakın... Üzülüyorum...

Bir de sadece akustik gitar eşliğinde dinlesek...

Yüreğine sağlık...

8 Mart 2010 Pazartesi

Özürlerden Bir Demet

İş yoğunluğu, hemşirenin evliliği derken çok ihmal ettim... Bu haftadan itibaren tekrar başlıyoruz...

27 Ocak 2010 Çarşamba

Türkiye Nüfusu


Türkiye İstatistik Kurumu adrese dayalı tespit ettiği sonuçlara göre nüfusumuz 72 milyon 561 bin . Bunların 36 milyon 462 bini erkek, 36 milyon 98 bini kadın.

Ancak makas, elli beş yaşından itibaren kadınlar lehine açılmaya başlıyor. Yaş ilerledikçe kadınların sayısı erkeklere göre katlanıyor. 90 yaş üstü nüfusta 16 bin 465 erkeğe karşın, 50 bin 365 kadın var. 85-89 yaş arası grupta 70 bin 842 erkeğe karşılık 140 bin 725 kadın yaşıyor.
Nüfusun ortalama yaşı 28,8 (erkeklerde 28,2 kadınlarda 29,3).
Ey Türk Erkekleri! Bu verileri iyi okuyun iyi yorumlayın....

En kalabalık ilk üç şehir :

İstanbul : 12 milyon 915bin

Ankara : 4 milyon 650 bin

İzmir : 3 milyon 868 bin

Nüfusu en az üç il :

Bayburt : 74 bin 710

Tunceli : 83 bin 061

Ardahan : 108 bin 169


24 Ocak 2010 Pazar

Pazar Notları

Gelecek, geliyor, Sibirya soğukları geliyor derken sonunda geldi. Evet soğuk tamam da abartmaya pek meraklı medyamızın şu panik yaratma sevdasına kim dur diyecek? Ukalalık gibi olmasın ama Moskova'da, Prag'da, Edinburgh'da bu soğuğun on kat soğuğunu gördüm. Zaruri olmadıktan sonra dışarı çıkma lüksümüz ortadan kalkıyor o kadar... Herşeyi zamanında yaşayalım... Kışın kışı yazın yazı...

Afyonumuz futbolsuz ellerimiz titriyordu. Lig başladı da kendimize geldik. Bu oyun soğuk havada güzel derim hep... İdeal zaman; serin hatta biraz soğuk bir havada (bere ve atkı takılmalı) cumartesi 14-15 civarıdır. Cuma akşamı oynanan maçın, az seyirciye rağmen sahadakilerin birbirleriyle ve zeminle mücadelesi, bizim takımın galibiyeti ile sonuçlanarak futboldan aldığımız zevki daha da arttırdı. Neyin ne zaman nasıl olacağı belli olmayan sürprizi bol bu oyun bize son onbeş dakikasında umut, sevinç, şaşkınlık, panik, intikam, zafer duygularını yaşattı. On beş dakikada bu kadar duyguyu bir arada yaşatan başka bir aktivite varsa beri gelsin... Futbolu sevenleri anlamayanlar lütfen bu pencereden bakın. Bu zehrin panzehirini biliyorsanız söyleyin de biz de kurtulalım bu eziyetten. Çünkü sefadan çok cefası bol...

Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'umuz kara büründü. Dün çoğu yerde sabah saatlerinde elektrik ve doğalgaz yoktu. Ana arterleri tuzlyan belediye affedilmez bir hata yaparak metrobüs yolunu tuzlamamış ve ototbüsler yolda kalmış. İstanbul'um bunları hak etmiyor. Kültür başkenti değil bana göre (Napolyon'a göre de) dünyanın başkenti olmaya layık bir yer. Ancak tüm bu modernleşme çabaları içinde altyapıyı hala düzeltememiş bir belediye var. Yedi yıldır işin başındaki zat bence iktidarın en büyük talihsizliği. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinden doktorası olan bir başkansın ve hala Taksim meydanından belediye otobüsü kaldırıyorsun. Tez kellesi vurula...

Bu seneki gezi turlarımızda hedeflerden biri ortadoğu. Çok merak ettiğim bu kültürün bir kapısından girmek gerekiyor artık. Halep, Şam, Kudüs, Tahran ve tabii ki Mekke... Kısmet diyelim...

Mercan Dede'nin son albümü 800'ün son parçası Neredesin? Defalarca dinliyorum son günlerde sıkılmadan... Şiddetle tavsiye edilir.

Hz. Mevlana ile bitirelim : İnkar eden ile inananın birliği, ten bakımındandır. Bedenler, ağızları kapalı testilere benzerler. Her testide ne var? Sen ona bak. O beden testisi, abı hayatla doludur; bu beden testisi, ölüm zehriyle. İçindekine bakarsan padişahsın, dışına bakarsan yolunu azıttın gittin...

20 Ocak 2010 Çarşamba

Whatever Works


Woody Allen filmleri, mütevazi film koleksiyonumun bir kısmını oluşturur. Her filmini zevkle seyrederim. Vizyondaki son filmi Whatever Works (kim kiminle nerede?) de bu filmlerden biri...

İnsan ilişkilerine dair ortak tutumun düşüncelerini kaale almadığını, ilişkilerinde kimseyi kendi duygu ve düşüncelerinin baskısı altında bırakmayan bir doğaya sahip olduğunu her filminde göstermeye ve her fırsatta birbirine karışan diyaloglarında iğneleyici ve esprili bir dille kendini ifade etmeye çalışmış, bu şekilde günlük hayatın anlamsız rutinliğini ve bu rutinliği oluşturan ayrıntıları irdelemiştir.

Bu film de yönetmenin tipik filmlerinden biri (tabi Match Point ve Cassandra's Dream gibi olağanüstü yazılmış ve kurgulanmış gerilim filmlerini ayrı bir kenara koyuyorum). Film boyunca hayatı sorgular 'şu ne kadar saçma, şu çok anlamsız' der, filmin sonunda da 'en iyisi fazla kafana takma, hayatı akışına bırak' mesajı verir. Bu filmde de aynısını yapıyor. Son filmlerini Avrupa'da çeken yönetmen, bu filminde çok sevdiği şehri New York'a dönüş yapıyor.

Seinfeld'in yapımcısı ve senaristi daha sonra Curb Your Enthusiam dizisinin herşeyi Larry David filmde başrolde. Pek ısınamadığım bir tip ama zeki, huysuz, yaşlı karakterine uymuş. Yine de Woody Alen'in oynamasını tercih ederdim.

Büyük şehire gelince düştüğü heyecanla ana karaktere (Larry David) aşık olan sarışın kız (Rachel Wood), sürekli kafelerde takılan büyük şehirlerin sanat insanları, sonradan görme şehir insanları, dejenere ilişkiler, kapitalizmi aşağılayan kesitler var filmde. Kapitalizm aleyhine bu kadar repliğin döndüğü filmde özgürlük heykelinin güzelliği üzerine de bir selam çakmış Bay Allen. Sistemi eleştirip sistemden de beslenirim felsefesine devam etmiş kısacası ama her zamanki gibi izlenesi renkli, zekice bir filme de imza atmış.

Tavsiye ederiz efendim...



19 Ocak 2010 Salı

Herşeyden Biraz...


Herşey hakkında bilinmesi mümkün olan herşeyi bilerek külli bir bakış kazanmış olmuyoruz gerçi. Yine de, herşey hakkında bir parça malumat sahibi olmamız gerekiyor. Çünkü, herşeye ilişkin bazı şeyleri bilmek, bazı şeyler hakkında herşeyi bilmekten çok daha iyidir. Böyle bir külli bakış daha hoştur. İkisine birden sahip olunması, herşeyin herşeyiyle bilinmesi elbette daha da iyi olacaktır; fakat, bir tercih yapmamız gerekirse, seçmemiz gereken şık, herşeye ilişkin birşeyler bilmemizdir. Dünya bunu biliyor ve böyle yapıyor. Dünya çoğunlukla iyi bir yargıçtır çünkü.

Bu sözler benim değil, büyük düşünür Pascal'ın sözleri. Katılırsınız katılmazsınız ancak gereksiz bilgiler çöplüğüne sahip benim gibiler için umut verici...

Bir de şöyle bir durum var. Bitirmemiz gereken bir işe kolaydan mı başlamak gerekir zordan mı? Feylesofların görüşlerini bulursam paylaşacağım...