26 Mayıs 2009 Salı

Keane İstanbul'a geliyor!


     Çok severim bu grubu. 2004 yılında 'Everybody's Changing' single ile ortaya çıktılar. Vokalist Tom Chaplin'in yumuşak sesini duyar duymaz pek adetim olmamasına rağmen albümlerini (Hopes&Fears) almış ve sıkılmadan haftalarca dinlemiştim. Sonraki albümlerini çıkar çıkmaz aldım. Son albümü biraz hayal kırıklığı yaratsa da gönlümüzdeki yerleri ayrıdır. 

     Masstival'e geliyorlar. Eylül'ün üçüncü haftası gibi deniyor ama tam tarihi belli değil. Canlı performansları da çok iyidir. Brit-pop'un günümüzdeki en iyi temsilcilerinden olan bu grubu kaçırmamanızı tavsiye ederim.  

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Zenginlik ve İshak Alaton


   Zenginlik, mal, mülk, para, servet gibi kavramlar ve günümüzde bu kavramların insanların üzerindeki etkisi günden güne artıyor. Yaşama amacı, başarı kriterleri hep bu kavramlar üzerine kurulu. Onur, haysiyet, paylaşmak, yardımlaşmak gibi kavramlar ise günden güne değerini yitiriyor. 
   
     Arda bir bu konulardan bahsetmek istiyorum. Dün, bir gazetenin pazar ekinde İshak Alaton röportajını okudum. Daha evvel de bir iki televizyon programında ve yine bir iki röportajdan takip etmiştim kendisi. 

     Alarko Holding'in iki kurucusundan biridir kendisi. Sıfırdan hatta eksiden başlamış birisi. Tam bir başarı öyküsü. Ortağı Üzeyir Garih bundan birkaç sene önce cinayete kurban gitmişti. O da ilginç bir şahsiyetti. Cinayet hala aydınlatılamadı.  

     Pazar ekindeki röportaj çok uzun. Siyaset ağırlıklı bir röportaj. Bunlardan bahsetmeyeceğim. Zengin ama sosyal demokrat olduğunu söyleyen bir adamın söylediklerinden bir kaçı aktaracağım.  

     Forbes dergisine kapak olmuş bir insan. Gazeteci bunun nasıl bir duygu olduğunu soran gazetice cevabı şu : 
   
        Forbes mecmuasının kapağında olmaktansa, ismi söylendiğinde 'güvenilir' biri denilmesi çok daha önemli. O yüzden piyasada saygın bir şirket olarak biliniriz. Çünkü biz buna önem veririz. Çok zengin olmak için çok zaman harcamadım. Paranın sadece iki rolü olduğunu düşündüm; birincisi alışveriş aracı. Yani, bir şeyler almak için, ihtiyaçlarını karşılayacak ürünleri almak için. İkincisi, bir miktar parayı kenara koy ve yaşlı günlerinde güven hissini tatmin edersin. Yaşlı günlerinde seni tatmin edecek paradan fazlasının hiçbir fonksiyonu yok, hatta yük oluyor sana. 'Zararı var, faydası yok.' neticesine vardım ben. Neden? Çünkü çok para yönetmenin de kendine göre dertleri var. 

       Fransızca'da çok güzel bir deyim var; 'Para, çok iyi bir hizmetkâr, çok kötü bir efendidir. 

       Çok net cümleler. Tartışmaya gerek yok. Tecrübe kokan bir görüş, öngörü değil.  

       Derken dünyanın fani olmasına geliyor söz. Bununla ilgili olarak evinin Yahya Efendi  ( Kanuni Sultan Süleyman'ın şeyhi)Mezarlığı'nın (Beşiktaş'ta Çırağan Sarayının hemen karşısındaki yokuş sırasında) yanında olduğunu ve bunun tesadüf olmadığını, bilerek bu evi satın aldığını söylüyor : 

    Bilerek aldım, çünkü mezarlığın yanında yaşamanın huzur verici olduğunu düşünürüm. Çünkü her zaman insanın aklında fani olma olayı bulunduğu için yaşama daha heyecanla ve daha sevgiyle bakıyor. Nasıl olsa faniyiz, nasıl olsa geçiciyiz. Bunun bilincinde olan insan daha farklı yaşar. 

    Bir iş yaptığım ve kendisinden hiç beklemediğim bir adamın bir sözü aklıma geldi bu sırada. ' Bir elin mezar taşına dayalı şekilde hayatını yaşayacaksın' demişti. Bir an bile unutmamak lazım bu ölüm olgusunu. O zaman hayat çok daha kolaylaşıyor.  

   Kaçın bakalım ölümden. Belki kurtulursunuz... Kurtulsanız da mutluluğu bulmanız imkansız...

Fenerbahçe 4 Konyaspor 2


    Taraftar için zor maçlar bunlar. Hele kombinesi olan için. Şeytan diyor gitme evde otur, beş maçı birden seyret. Neyse ki uymadık şeytana ama arkadaşlardan uyanlar oldu. 

   Gönül istemez tabi son haftalara iddasız girmeyi ancak stressiz bile olsa Fenerbahçe'mi seyretmek güzel. Gollerde yine yüzler gülüyor. Hele ki ilk yarıda gelen dört gol kırgın olunan takıma karşı sempatiyi bir nebze arttırıyor. 

   Bu maçla Saracoğlu'nu kapattık bu sezon. Bu yıl eski günleri aradık. İnşallah yine yaşarız... 

   Fotoğraf? Roberto Carlos'un geldiğinden beri attığı ilk frikik golünden sonra yaşanan sevincin fotoğrafı. Ne frikikti ama!

Üç Yıl Daha

   Aziz Yıldırım üç yıl daha Fenerbahçe Spor Kulübüne başkan seçildi. Hayırlı olsun. 6401 kişi oy kullandı ve bunların 5053'ü başkanı tercih etti.  

   Ben katılımın daha yüksek, Şadan Kalkavan ile aradaki farkın (1216 oy) daha fazla olacağını düşünüyordum. Onbinden fazla üyenin oy kullanabileceğini düşünürsek 6400 kişinin katılımı bana çok az geldi.    

   İnşallah vadettiği gibi bu üç yıl içinde üç şampiyonluk yaşarız. İlk sene bu vaad gerçekleşemezse ki Allah korusun, olağanüstü kongre bizi bekler bu çok açık...

Cemo

     Konya'ya gidip etli ekmek yememek olmaz dedik. Gitmeden küçük bir araştırma yapmıştık. Cemo'nun hatırı sayılır bir ünü zaten varmış. Meram'daki şubesine gittik. 

     Klasik etli ekmek, bıçak arası ve konya böreği yedik. Çok güzel demeye gerek yok. İstanbul'da yediklerinden farkı nedir diye sorulacak olursa hamuru diyebilirim. Kıvam çok güzel ve tam istediğim gibi çıtır çıtır. Ne az pişmiş ne de kararmış. Üç çeşit de birbirinden güzel ancak birini tercih etme imkanınız varsa bıçak arası derim. 

   Tatlı olarak saç arasını mutlaka tavsiye ederim. Hafif bir tatlı. Şeker ayarı yerinde ve porsiyonu makul. 

    Fırın kebapa yer kalmadı. O da bir daha ki sefere artık...

Konya ve Sadreddin Konevi Hazretleri


    Kuzenle bir iş için günü birlik Konya'ya gittik. İşlerimizin bir kısmını halletikten sonra senelerdir çok görmek istediğim ancak bir türlü fırsat bulmadığım bu şehri gezme imkanı buldum. Tabi ilk yapıalcak iş Hz. Mevlana'yı ziyaret etmek oldu. Senelerdir kendisine mahçuptuk gelemediğimizden ötürü. Özürlerimizi sunduk. Bir daha arayı açmayız inşallah...  

   Hz. Mevlana'yı anlatmaya gerek yok. Bilmeyen yoktur. Anlatsak bu büyük aşıkın aşkını ne benim ilmim yeter, ne bu blogun kapasitesi. Ömrün sonuna kadar onu daha iyi anlamya çalışacağız. 

   Zafer caddesinin sonlarına geldik ve bir tabela gördüm Sadredddin Konevi Türbesi yazıyordu. Bir an heyecanlandım çünkü iki kitabını okuduğum (ya da okumaya çalıştığım diyim çünkü gerçekten anlaşılması zor, belli bir birikimi gerektiren kitaplar) bu büyk zat-ı ziyaret etmek hiç aklımda yoktu. Ne yalan söyleyim Konya'da yattığını bile bilmiyordum.  

    Sadreddin Konevi Hazretleri'nin tasavvuf ilminde ve tarihinde yeri çok önemlidir. Kendisinin düşünce tarihindeki yeri, kısmen Gazali'yi hatırlatacak şekilde, aklın metafizik alanındaki imkanlarının eleştirel tahlili ve bunun devamında kalbi temizlemeyi ve ruhu arındırmayı esas alan sufi öğretiyi müstakil bir bilim olarak ortaya koyması olarak görülebilir.  

   Her iki türbeyi de ziyaret etmenizi tavsiye ederim. 

Saracoğlu'nda Final


  Biraz tembellik biraz da zamansızlıktan finali yazamadım. Önceki final yorumumda yaşadığım hayal kırıklılığını yazmıştım. Milan, Bayern Münih ya da en kötü Manchester City görmek isterdi gönül bu finalde. Neyse geçelim bu bahsi... 

   Herşeye rağmen İstanbul bir final daha yaşıyordu. Bu ülke Şenes Erzik'in hakkını nasıl öder. Üç yıl içinde hem Şampiyonlar Ligi Finali hem Uefa Ligi finali oynanan bir şehir var mıdır? Olsa da İtalya, İspanya, Almanya ya daİngiltere'dedir.  

  İşlerimi bir an evvel bitirip Kadıköy'e geçmek istiyordum. Bremen'liler Kadıköy İskelede, Shaktar'lılar Kalamış'ta  kurulan Fanzonelarda toplanacaklardı. Onur Benön yıllık iznini kullanıp işe gitmedi. Burak 'üçten sonra ordayım' dedi. Tuncay da üç gibi şirketten çıkarım deyince ben de işlerimi bir şekilde ayarladım, üç gibi yola çıktım.  Arabayı stada yakın parkedip iskelye indik. 

   Malesef hayal kırıklığıydı. Bomboş bir fanzone, bangır bangır bir müzik ve kuvvetli rüzgar. 10.000 kişinin rahatça dolaşabileceği mekanda 100 kişi yoktu. Beş dakika durmadan çıktık.  Doğru Kalamış'a... 

   Orada da durum farklı değildi. Saat yediye geliyordu ve ortada heyecan verici hiçbirşey yoktu. Oturduk birşeyler yiyerek ve sohbet ederek maç saatini bekledik. Bir saat kala stada vardığımızda nispeten hareketlilik vardı. İstenen kadar olmasa da kendimize gelir gibi olduk. 

   Bremen hem ufak hem de gelir açısından düşük bir şehirmiş. Gelenlerden anladık. Shaktarlılar ise tam bir felaket...   

    İçeri girdik. İkinci defa Telsim tribününden maçı seyrettim. Yerimizde güzeldi. Fnerium tribününe yakın ve en ön sırada. Çok fazla Türk vardı. Gelenlerin üzerinde üç büyüklerin formalarını giymiş birçok insan vardı.  Bizim tribün Shaktar'lılara aitti. Türkler ve Shaktarlılar yarı yarıyaydı diyebiliriz. Maç başladı ancak hala beklediğim final heyecanı hala yoktu taraftarlarda.     

    Shaktar futbolunu ilk dakikalardan itibaren kabul ettirdi. Sağ kanattan kaptanları Syrna -ki bence maçın yıldızıydı- doksan dakika boyunca bindirme yaptı ve Bremen bu işe çare bulamadı.  Diego'nun yokluğunun bu kadar hissedileceğini düşünmüyordum.  

   Goller geldikçe heyecan nispeten yükseldi. Uzatmalarda gelen galibiyet golünden sonra Bremen'in yaptığı cılız atakların sonuç vermeyeği görülüyordu. 
 
    Son düdük çaldığında Türk seyirciler 'I love you Luce' diye bağırıyorlardı. Shaktar'lılar mı? Turuncu renkli şapka atkıları olmasa Türklerden ne farkları var bilinmezdi. Gözlerim birbirlerine sarılan, sevinç gözyaşları döken insanlar aradı ama nerde... Ya biz bu işi fazla abartıyoruz ya da bu adamlar sevinmek nedir bilmiyorlar. Sanki sıradan bir lig maçı galibiyeti kazandılar...  

    Son Uefa Finaliydi. Bundan sonra farklı bir statüde ve farklı bir isim altında oynanacak. Bu son finalde olmak ve tarihi anları yaşamak her şeye rağmen çok güzeldi.