6 Temmuz 2010 Salı

Dunning-Kruger Sendromu



Televizyon izlerken birilerine bakıp da "Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldumu hiç?
Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp "Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?
Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:
"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."
Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimin-dedir.
· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerini n farkına varmaya başlarlar.
Bitmedi...
Cornell Üniversitesi' ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...
Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin "kendilerine güvenleri" müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmalarıhalinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayan-lar ise "en alçakgönüllü" deneklerdi; soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:
"İşinde çok iyi olduğuna" yürekten inanan 'yetersiz' kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
'Eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür.
Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler.. .
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında 'fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da 'ihtiras eksikliği' ile suçlanırlar... "
Bertrand Russel'in bir sözüyle bitirelim :
"Dünyanın sorunu,
akıllılar hep kuşku içindeyken
aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır."

17 Haziran 2010 Perşembe

Regaip Kandili


Evet bu akşam Regaip Kandili de… Nedir bu Regaip? Nedir bu kandil?

Regaip, elde edilmesi arzu edilen değerler demektir. Allah, bu gecede, kullarına bol bol rahmette bulunduğu için bu adı almıştır.

Regaip gecesinin içinde bulunduğu Recep ayı, halk dilinde "üçaylar" olarak anılan rahmeti, bereketi ve mağfireti bol olan manevi bir ticaret mevsimine girişin habercisidir.

Bu gecede öncelikle yapılması gereken, nefis muhasebesidir. Yani iç gözlemdir. Madde ve mana arasındaki dengenin, madde lehine bozulduğu; insanlar ve toplumlar arası ihtilafların bütün dünyayı olumsuz yönde etkilediği; akl-ı selim yerine silahların konuştuğu bir zamanda insanın ruhunu derin kırılmalardan ve acılardan koruyabilmek için, nefis muhasebesine her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Nefis muhasebesi, varlığımızın özünde var olan ve kimliğimizin temelini teşkil eden ahlaki değerlerimizi kaybetme tehlikesinden bizi uzak tutacak, en emin yoldur. Dinin bize ısrarla tavsiye ve telkin ettiği bu yol, ihmal veya terk edilirse, insanın varlığı değersizleşir. Bunun toplumsal tezahürü de, arsızlık, ahlaksızlık, haksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, kin ve intikam duygularının yaygınlaşması; merhametsizlik ve sevgisizlik biçiminde ortaya çıkar. Nefsiyle muhasebesini hakkıyla yapanlar ve iç dünyasına yönelenlerde görülen ilk değişim, bütün kötülükleri reddetmek ve Allah’a sığınmaktır.

İşte Regaib Gecesi, sözü edilen nefis muhasebesinin yapılması bakımından bulunmaz bir fırsat. Ne yapıyorum? Nereye gidiyorum? Ne olacak bu ömrün sonunda?

İyi kandiller efendim...

15 Haziran 2010 Salı

Erzurum Oltu Cağ Kebap


Cağ kebap diğer kebaplara benzemez. Diğer kebapların kötüsünü burun kıvırıp yersiniz. Ama cağ kebabın kötüsü çok zor yenir. Sert olursa çiğne çiğne boğazdan geçmez. Gebze Darıca'daki Erzurum Oltu Cağ Kebaba iş dolayısıyla gittiğim her Gebze ziyaretimde uğramadan geçmem...

Sabah şişe bir tane döner takıyorlar ve 2-3 arası bitince yenisini takmıyorlar. Yetişebilene...

Burada sadece cağ kebap ve meşhur Erzurum kadayıf dolması satılıyor. Bir lokantada eğer menüde sadece bir çeşit yemek varsa korkmayın. Adam iyi yapmak zorundadır. En kötü damak zevkinize terstir. O yemeğin en iyisini yeme şansınız bu tür lokantalarda çok fazladır diyebilirim.

Etin terbiyesinin sırrı ustadaymış. Söylemek istemiyor. Kebap ağızda eriyor, yedikçe yiyesiniz geliyor. Ben kekik ve pul biber ekmeyi tercih ediyorum.

Kadayıf dolması senelerce yemesem aramam. Ama burada cağ kebabının arkasından yeyince tadı bir başka geliyor. Ne kadar erken giderseniz sıcak yeme şansınız o kadar fazla ki bu tatlıyı sıcak yemek makbul.

Dekorasyon çok zayıf. Ama her zaman dikkat ettiğimiz lezzet-samimiyet ikilisi üst düzeyde...

Yolunuz düşerse değil, mutlaka gidilmesi gereken bir lokanta!!!


14 Haziran 2010 Pazartesi

Beatles


Efsane grup Beatles... Pop-rock müziği dünyaya sunan, sevdiren, hala sıkılmadan dinlettiren ve dinlettirecek olan, tartışmasız gelmiş geçmiş en büyük müzik grubu...

Bobiler.org sitesi de severek takip ettiğimiz bir site. Gördüğünüz çalışmada bu siteden çıkma. Yapanların ellerine sağlık. LİVERPOOL yazarken 'i' harfini büyük kullanmaları da çok manidar...

Yine özür...


Son yazıyı yazalı otuz beş gün olmuş... Yoğun çalışma temposu zamansızlık gibi mazaretler fayda etmez... Özür diliyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz...

9 Mayıs 2010 Pazar

Pazar Notları


Anneler günüymüş bugün... Benim için bir anlam ifade ediyor mu? Elbette hayır. Çok şükür her gün annemin varlığının ve değerinin farkındayım. Çok şükür hala yanımda ve çok şükür o da bugünün anlamsız olduğunu düşünüyor. Anne sevgisinin bile nasıl paraya döndürülebileceğinin hesabını yapan bir düzende yaşıyoruz. Bütün hafta boyunca kampanyalarının nasıl daha fazla duyurulabileceğinin yarışı içinde olan markaları gördük. Bu düzenin sonunun iyi olmadığı aşikar. Sakın bana modernlikten çağdaşlıktan bahsetmeyin. Eğer modernlik ve çağdaşlık bu ise geri kafalı ve yobaz olmayı tercih ediyorum.

Çözemediğim bir konu var. Kadınlar ve ayakkabı... Nedir bu tutku? Neden etek, pantolon değil de ayakkabı? Her kadın kendi bütçesine göre uygun yerleri buluyor, alışverişini yapıyor. Ünlülerin özel ayakkabı odaları olduğunu okuyoruz. Giysiyi tamamlayıcı bir aksesuar olduğunu kabul ediyorum ancak acaba detaylara takılmıyor musunuz? Kıyafet daha önemli değil mi? 150 yıllık moda tarihinde bir pazarlama taktiği olarak kullanılıyor ayakkabılar ve tabi bir de çantalar... Ve sevgili bayanlar... Siz de bunu yiyorsunuz kusura bakmayın...

Sporseverler için mayıs ayı demek heyecan demek, stres demek, mutluluk demek, hüzün demektir. Şampiyonlar bu ay belli olur. Bütün turnuvaların finalleri bu ay oynanır. Tadından yenmez. Bayan basketbol takımı final serisinde 2-0 önde, erkekler %90 finalde Efes'le oynayacaklar. Futboldaki durum malum. Yürek son hafta dayanabilecek mi bakalım.

Dersimiz yine Tolstoy. Yaşama sebebimiz (bana göre) aşk hakkındaki tanımı şöyle sevgili düşünürümüzün : Aşk 'nefsini feda etme' şeklinde olduğu zaman gerçektir. Evet, aşk demek, parayı, kuvveti, bedeni sevilen şey için adamak demektir. Ve kainatın ayakta durması da ancak bu aşkın ayakta durmasıyla mümkündür. Hayatın ta kendisidir. Hem de kederden, yokluktan kurtulunmuş ve güzelliklerle dolu sonsuz bir hayattır. Muhakeme ile keşfedilen veya bir faliyet neticesinde olan birşey değildir. Bu bizzat bizi her taraftan kuşatan ve biz bu hali en küçük yaşımızdan başlayarak bilimin telkinleriyle vicdanımız yanıltılıncaya dek süregiden zaman zarfında kendimizde hissederiz.

Yemek konusunda mekan merakımı bilenler bilir. Burada temel gözettiğimiz husus lezzet ve ortamın samimiyeti. Ambiyans, sunum, hijyen gibi faktörler benim için sonra sıradalar. Food and Travel'de bu ay Mehmet Gürs ile yapılmış bir röportaj var. Kendisi ile İstanbul'da lezzet mekanları hakkında sohbet yapılmış. Sohbet için buluşma mekanı Hocapaşa seçilmiş. Bilmeyenler için anlatalım. Hocapaşa denen mevki Sirkeci ile Cağaloğlu arasındadır. Hocapaşa Cami'nin önünde durun ve etrafı seyredin. Birbirinden güzel esnaf lokantalarının kokuları sizi mest edecektir. Namlı köfteci, eski kasap dönercisi, hocapaşa pidecisi ilk aklıma gelen lokantalar. Mutlaka gidilmeli...

Hz. Mevlana ile bitirelim :

Ey saki daha önce verdiğin şaraptan...
Bir iki kadeh daha ver de neşemizi arttır.
Ya onun tadına baktırmayacaktın
Ya da küpün ağzını açtığına göre körkütük
sarhoş etmelisin.



25 Nisan 2010 Pazar

Pazar Notları


Baharın getirdiği enerji ve tatile gidenlerin şehri boşaltmasıyla trafiksiz muhteşem bir İstanbul yaşıyoruz üç gündür. Aman bitmesin... Yoğun iş mi? İş ne zaman bitti ki? Dertleri yazdığımız defterin hiç bütün maddelerini çizip artık bir şey kalmadı dediğiniz oldu mu? O yüzden güneşin baharın keyfini çıkarın... Binbir çeşit lalelere bakıp gülümsememek mümkün mü?

Ne olacak bu Ermeni meselesi? Kaç yıl daha bizimle beraber yaşayacak? Birçok Ermeni arkadaşımla bu işleri samimi bir şekilde konuştum. Onlar da rahatsız. Biz de kestik siz de kestiniz diyorlar ki bence haklılar. Diasporanın birlik olabildiği tek konu bu olduğu için bu kadar üstüne gidiyorlar. Bu mesele biterse diasporanın birlik olabileceği başka bir mevzu olabilecek mi acaba? Samimi bir şekilde tartışacak bir şey kalmadı bence. Masaya 'soykırım yaptınız' diyerek oturulmaz. İlk başlarda daha ılımlıydım ama zaman geçtikçe karşı tarafın pek de iyi niyetli olmadığını görüyorum...

Şu klişeyi hepimiz biliyoruz : Kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanırlar. Peki ya tersi mümkün değil mi? Bir erkek olarak beni güldüren kadınlardan hoşlanıyorum. Neden bu işi cinsiyete indirgiyoruz. İnsan kendini güldüren insanlardan hoşlanır desek olmaz mı?

Karikatür severim. Geçtiğimiz yıllarda sürekli takip ettiğim dergiler de oldu. Yiğit Özgür karikatüristler arasında en sevdiğim çizer diyebilirim. Umut Sarıkaya da kendisini zorlar. Üslupları farklı... Yeni kitabı yayımlandı. Gecenin bir vakti okurken yataktan düşme durumlarına düşebilirsiniz. Ülkece tam hakkını veremediğimiz bir adam olarak görüyorum kendisini...

Kokoreçi seven çok seviyor, sevmeyen yanına bile yaklaşamıyor. Sade kokorecin tadı birşeye benzemiyor. Biraz domates, biber, kekik, kırmızı biber katınca tadından yenmez oluyor. Bu anlaşılmaz yiyeceği denemek istiyorsanız Üsküdar'a gitmelisiniz. Şehirler arası otobüs servislerinin kalktığı yerde Güneş Kokoreç bu işin ustasıdır. Yirmidört saat açık olan mekanda midye ve sucuk da var. Diğer kokoreçler farkı mı nedir? Gidin yiyin sonra konuşalım...

Mehmet Akif Ersoy ile bitirelim :

Geçmişten adam hisse kaparmış...

Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?